Dersler - SoNsUzLuĞuM - Blogcu



SoNsUzLuĞuM

31/8/2009 - İlginç Bir Resim

Kategori: Dersler

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/5/2009 - Işık Bir Madde Mi?

Kategori: Dersler
    Işığın parçacıklardan oluştuğu fikri çok eskiden beri var. Işıkla ilgili deneyler yapan ve beyaz ışığı renklerine ayıran Newton da bu fikri benimser ve "parçacık yasası"nı ortaya koyar. Yalnızca Newton mu? Işığın nasıl yayıldığı birçok biliminsanının ilgisini çeker.  Max Planck, yaptığı deneylerle  ışığın parçacıklardan oluştuğunu kanıtlayarak 1918 yılında Nobel Fizik Ödülü'nü kazanır. Einstein da ışığın doğasını çözmeye çalışır.  O da ışıkla elektromanyetizma arasındaki bağlantıyı açıklayarak 1921 yılında  Nobel Fizik Ödülü alır.  Işığın küçücük  mermiye benzeyen parçacıklardan oluştuğunu söyler. Bu parçacıkalra  "foton" adı verilir.  Bu arada  ışığın parçacık olduğu kadar,  dalgalar halinde yayıldığı  da bilim dünyasında kabul görür.


                                                                                                                                             Bilim Çocuk Dergisi
                                                                                                                                            Işık Hakkında 10 Şey



Arkadaşlar yorumlarınızı bekliyorum.  Bu konuda fikirlerinizi bilmek isterim.
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

29/10/2008 - Sözcükte Anlam

Kategori: Dersler

GERÇEK (TEMEL) ANLAM:
Bir sözcüğün ilk ve asıl anlamına denir.Yani bir sözcüğün söylendiği anda zihnimizde uyandırdığı ilk çağrışım gerçek anlamdır.

YAN ANLAM:
Bir sözcüğün gerçek anlamı yanında kullanımına bağlı olarak yeni anlamdır.

 MECAZ ANLAM:
Bir sözcüğün gerçek anlamı dışında yepyeni bir anlamda kullanılmasıdır.

TERİMSEL ANLAM (TERİM):

 Bilim sanat, spor, ya da çeşitli meslek dallarıyla ilgili özel kavramları karşılayan sözcüklerdir.

NOT 1: Bazen bir sözcük gerçekte terim değilken terim olarak kullanılabileceği gibi, gerçekte terim olan bir sözcük de terimlikten çıkabilir.

NOT 2: Bir sözcük birçok dalda terim olabilir.

SOMUT VE SOYUT ANLAMLI SÖZCÜKLER:

 Varlığını beş duyu beş duyu organıyla algılayabildiğimiz  kavramlar somut; beş duyu organımızdan  hiçbiriyle algılayamadığımız, varlığını sadece akıl ve mantık  yürütme  yoluyla  kabul  ettiğimiz  kavramlar   soyuttur.

* çiçek, ağaç, ses, koku, hava, göl, ev, rüzgar, ışık(somut)

* ruh, akıl, vicdan, akıl, acıma, üzüntü, aşk, inanç( soyut )

GENEL VE ÖZEL ANLAMLI SÖZCÜKLER:

 Karşıladıkları varlığın tamamını belirten sözcüklere genel anlamlı  sözcükler  denir. Tek  bir  varlığı  karşılayan sözcüklere ise özel anlamlı sözcükler denir. Varlıkların genelden özele doğru sıralanışı : Varlık- canlı- hayvan- keçi- Ankara keçisi.

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

26/10/2008 - Türk Tarihi

Kategori: Dersler

TÜRK TARİHİ

Türk tarihi' kökenleri yaklaşık 2500 yıl öncesine Orta Asya'ya dayanan Türklerin tarihi. Bugüne kadar çok farklı coğrafyalarda yaşayan ve birçok devlet kuran Türkler'in tarihte bilinen ilk devleti Asya Hun İmparatorluğudur. Türkler Orta Asya'da, Sibirya'da, Ortadoğu'da tarihin akışını yakından etkilemiş bir kavimdir. Türkler ve tarihi hakkında bilgiler, Bizans, Çin, İran, Arap ve Hint kaynaklarından öğrenilmektedir. Türklerin kendi kaynaklarının büyük bir kısmı Moğol istilası sırasında yok olmuştur. Bir kısmı da henüz ortaya çıkarılmamıştır. Türk tarihi'nin temel referansı; Ötüken'de yükselen Orhun Yazıtları'dır. Bunların yanında Türkler ile ilgili pekçok arkeolojik alan bulunmaktadır. Orta Asya medeniyetinden kalan izlerin büyük kısmı, Moğol istilası ile tahrip olmuştur. Türk tarihini yakından etkileyen üç olay vardır:

  • 1-Orta Asya'nın ikliminin değişmesi ve büyük denizlerin kuruması. 
  • 2-Orta Asya halklarının büyük kısmının İslamiyet'e girmesi.
  • 3-Moğol istilası.

Mete Orta Asya halkını, Yay çekebilen ve kullanabilen tüm kavimler olarak tanımlamaktadır. Bu tanımlamaya dil de eklenirse; Türk tarihi; Türkçe konuşan Orta Asya kökenli toplulukların tarihidir. Dünya'da bugün pekçok Türkolog bulunmaktadır.

Ön Türkler

Türklerin Ana Yurdu: Orta Asya ve Sibirya
 
Türklerin Ana Yurdu: Orta Asya ve Sibirya

Orhun Yazıtları'nda kullanılan dil, Türk dilinin ve Türk halklarının çok eskiye dayandığını göstermektedir. Hunlar öncesi Türk toplulukları hakkında,

  • Karasuk kültürü
  • Afayesnova kültürü
  • Andrenova kültürü
  • Anav kültürü

olarak adlandırılan dört ana bölgeden bahsedilmektedir. Ön-Türkler hakkında Şölgentaş, Kurgan, Pazırık kalıntıları bulunmaktadır.

Ön-Türkler Orta Asya'daki iklimsel değişikler yüzünden yerleşik hayattan, göçebe hayata geçmek zorunda kalmışlardır. Kendilerine yazlık ve kışlık bölgeler tayin etmişlerdir. Ön-Türkler ile ilgili yapılan araştırmalarda yerleşik kültüre ait objelere rastlanılmaktadır. Ön-Türkler'de geyik ön plana çıkmaktadır. Türk kavimleri atla göçebe hayata geçtikten sonra tanışmıştır. Ön-Türkler'e ait mağara resimlerinde "geyik boynuzu takmış at figürlerine" rastanılmaktadır. Bu durum, Türklerin ata geçiş dönemi yaşadıklarını göstermektedir.

Orta Asya'da görülen iklim değişiklikleri, Türk kavimlerinin ilk göç hareketlerine sebep olmuştur. Hint yarımadasına, Ortadoğu'ya, Karadeniz'in kuzeyine, Çin'e, Sibirya'nın kuzeyine doğru göçler yaşanmış ve Türk kavimleri oradaki halkların içine karışmışlardır. Göçü tercih etmeyen Türk kavimleri ise Orta Asya'nın değişen koşullarına adapte olmaya çalışmışlardır.

M.Ö. 400 yıllarında Saka ya da İskit olarak adlandırılan Batı Türkistan ve Karadeniz çevresinde kurulan ve Orta Asya'nın içlerine doğru uzanan devlete ait buluntularda Türk kültürünü yansıtan objelere rastlanılmaktadır. Bu durum, Sakaları oluşturan halkın bir kısmının ya da Saka devletinin Türk olduğu yönünde düşüncelere sebep olmaktadır. Tarih bilimcilerin bir kısmı ve Türkolog'lar Sakaların Türk olduğunu ileri sürmektedir. Hun devletinin ise Sakaların çöküntüye geçmesiyle doğu kanadını idare edenlerin ve doğu kanadı halklarının kurduğu bir devlet olduğu görüşünü benimsemektedirler.

 

İlk Çağ'da Türk Dünyası

Ana madde: Büyük Hun İmparatorluğu
Ana madde: Batı Hun İmparatorluğu
Hunlardan kalan bir kemer tokası
 
Hunlardan kalan bir kemer tokası

İlk çağ'da tüm Orta Asya'yı egemenliği altına alan devlet, Çin kaynaklarında Hiung-nu olarak geçen Büyük Hun İmparatorluğu'dur. M.Ö. 220 yıllarında kurulduğu tahmin edilen bu devlet, Türk boylarının konfederatif birliğine dayanmaktadır. M.Ö. 220 yıllarında Teoman ve yerine geçen oğlu Mete Han (Mo-dun) döneminde güçlenmiştir. Büyük Hun İmparatorluğu ve yarattığı tarihi etkiler M.S. 500'lere kadar sürmüştür. Bu dönemde Türk kavimleri sık sık Çinlilerle mücadeleye girmişti.

Büyük Hunlardan sonra bu dönemin Türk devletleri;

  • Çiçi yönetimindeki Hunlar (Avrupa Hunları'nın ataları)(Batı Türkistan çevresi)
  • Kuzey Hun Devleti (Güney Sibirya)
  • Batı Hun İmparatorluğu (Güney Hunlar)(Çin Seddi'nin kuzey toprakları ve Doğu Türkistan)
  • 1.Chao Hun Devleti (Güney Hunlar'ın devamı)(Çin Seddi'nin kuzey toprakları ve Doğu Türkistan)

 

400'lerde Türk Dünyası

Büyük Hun medeniyetinin ortadan kalktığı bu dönem; Orta Asya'nın yeniden toparlanma dönemidir. Avrupa için Avrupa Hunları'nın dönemidir. Afganistan ve çevresinde de Akhunlar'ın görüldüğü dönemdir.

Bu yıllarda kurulan Türk devletleri;

  • Afganistan'da: Ak Hunlar
  • Avrupa'da:Avrupa Hun İmparatorluğu
  • Orta Asya'da: Tabgaç Devleti, Hsia Hun Devleti, Kuzey Liang Hun, Lov-Lan Hun, Asya Avarları, Otuz Oğuz ve Dokuz Oğuz Devletleri, Onogur Devleti.

 

Avrupa Hun İmparatorluğu

Ana madde: Avrupa Hun İmparatorluğu
Atilanın askerleri
 
Atilanın askerleri

IV. yüzyılın sonlarına doğru Balamir'in önderliğinde batıya doğru yürüyen Hunların bir bölümü ilk defa Doğu Anadolu'ya girdiler. Balamir'in ölümünden sonra oğlu ya da torunu olduğu sanılan Uldız döneminde ise Karpat dağlarını aşıp Macaristan'a girerek burada Avrupa Hun Devleti'ni kurdular.Avrupa Hun Devleti'nin dış politikası Uldız döneminde belirlenmiştir. Bu politikaya göre Bizans baskı altında tutulacak ve Germen kavimlerine karşı Batı Roma İmparatorluğu ile işbirliği yapılacaktır.

Uldız, Bizans'ı baskı altına almak amacıyla Trakya üzerine yürüdü. Barış isteyen Trakya valisine Güneşin battığı yere kadar her yeri zaptedebilirim diyerek Doğu Roma(Bizans)'ya meydan okudu. Türklerin gücünden çekinen Bizans, anlaşma yaparak Hunların üstünlüğünü kabul etti.

Bu dönemde Hunlar, Orta Avrupa'dan Hazar'ın doğusuna kadar uzanan geniş topraklara sahip olmuşlardı.Devletin doğu bölgesini Karaton'un yönettiği biliniyorsa da bu hükümdar hakkında fazla bilgi yoktur. Devletin en ünlü kağanı Attila zamanında Bizans yenilgiye uğratılmış, Batı Roma'ya sefere çıkmıştır.

 

500'lerde Türk Dünyası

  • Afganistan'da: Ak Hunlar
  • Avrupa'da: Avarlar
  • Kafkasya ve Karadeniz'de: Sibirler
  • Orta Asya'da: bölünen Tabgaç Devletleri, Orta Asya'yı yeniden tek çatı altında toparlayan Göktürkler.

 

Göktürkler

Ana madde: Göktürk Kağanlığı

Orta Asya'yı yeniden tek çatı altında toparlayan Göktürkler veya 'Kök-Türkler' Orta Asya ve Çin'de yaşamış eski bir Türk toplumudur. Göktürkler inanç ve düşünce yapılarına göre Göktanrı (Tanrı veya Tengri) tarafından devlet kurma görevinin kendilerine verildiğine inanmakta ve bu doğrultuda hareket etmektedirler. Bu yüzden kendilerini Göktürk olarak tanımlamışlardırlar. Türk adı ilk kez Göktürkler dönemine ait Orhun Yazıtları'nda geçmektedir.

Asya Hun Devleti yıkıldıktan sonra Orta Asya'da kurulan 2. büyük Türk devletidir. Ayrıca "Türk" adını siyasi olarak kullanılan ilk Türk devletidir. Devletin kurucusu Bumin Kağan'dır. Bumin Kağanın kardeşi İstemi Yabgu ile ülkeyi yönetirler. Göktürkler komşuları olan Çin, Sasani (İran)ve Bizans ile askeri, siyasi ve ekonomik ilişkiler kurdular. Doğu Göktürk Devleti 630 yılında Batı Göktürk Devleti ise 659 yılında Çin yönetimi altına girdiler. Göktürk İmparatorluğu 552 - 745 yıllar arasında varlığını sürdürdü. Çin İmparatorluğu ile uzun süre rekabet ve savaş içinde bulundu. Kardeş kavgaları, iç savaşlar ve Çinliler ile olan uzun savaşlar yıkılmalarına neden oldu. Yine de Türk toplumu tarafından kurulmuş olan bu İmparatorluk Asya tarihinde kalıcı izler bıraktı.

  • Göktürk Tarihi (552 - 745)
  • I. Göktürk Kağanlığı (552–581)
  • I. Göktürk Kağanlığı'nın Bölünmesi (581–603)
  • Doğu Göktürk Kağanlığı'nın Çöküşü (603–630)
  • Batı Göktürk Kağanlığı'nın Çöküşü (603–659)
  • II. Göktürk Kağanlığı (681–745)
Yazıyı taşıyan en eski belge Kızıl şehrinde bulunuyor.
 
Yazıyı taşıyan en eski belge Kızıl şehrinde bulunuyor.

Göktürk Medeniyeti

Devleti Kağan ünvanlı hükümdâr idâre ederdi. Kağan'da Bilgelik, Alplik ve Erdemlilik özellikleri aranırdı. İl denilen ülkeyi bilgili, kahraman, özü sözü doğru, fazîletli devlet başkanı idâre ederdi. Kağan'ın vazîfeleri arasında savaş gücüyle devleti kurma ve düzene koyma, yeni alınan yerlere iskan, 'töre' denilen kânunları düzenlemek, ahâliyi doyurup giydirmek vardır. Ülke geniş bölge teşkilâtı gereğince Doğu ve Batı olmak üzere ikili devlet sistemine göre idâre edilirdi. Kağanın eşine Katun denirdi. Kağandan sonra gelen yüksek rütbe Yabguluktu. Göktürkler, devlet idâresinin en soylu, tecrübeli Türk boylarının elinde kalmasına dikkat etmişlerdir.Önceleri sayısı bir olan Yabgu’ya, devlet genişledikçe ihtiyaç çoğalmış, Batı Türkistan gibi bölgelere de yenileri tâyin edilmiştir. Şehzâdelere Tigin veya Tegin, Şad; eşlerine de Konçuy adı verilirdi. Tiginler, umûmî vâlilik, başkumandanlık gibi mühim memuriyetleri yaparlardı. Boy hükümdârına Kan (Han) denmektedir. Tarkan, Çur, Apa, Tudun, büyük memuriyetlerdendir. Göktürklerde karar, seçim, insan ve hayvan sayımı için ziyâfetli devlet meclisi mâhiyetinde Kengeş Meclisi toplanırlardı. Göktürk ordusu, yükselme döneminde Asya’nın en güçlü askerî kuvvetiydi. Ordunun üçte ikisi süvâri,üçte biri de piyâdeydi.

Orta Asya'da yapılan araştırma ve kazılarda Göktürkçe yazılı eserler bulunmuştur. Para, taş ve ağaç üzerine yazılan metinlerden, para ve taşlar üzerine yazılanlar günümüze kadar gelmiştir. İlk Türk âbidelerinde yazılara altıncı yüzyılda rastlanmıştır. Bunlar kısa metinlerdir. Elde kalan Bengü Anıtları, Orhun Yazıtları veya 'Türük Bengü Taşları' da denen üç büyük kitâbedir. Taşların üzeri oyulmak suretiyle yazılmıştır. Bu kitâbeler; Göktürk Kağan'ı Bilge Kağan, Kül Tigin ve Vezir Bilge Tonyukuk adlarına yazılıp, dikilmiştir. Kitâbeler kireç taşına yontularak yazıldığından zaman ve açık havanın tahribâtına mâruz kalıp, bozulmuştur. Bu yüzden bâzı satırları ve birçok kelimeleri okunamaz durumdadır. Kül Tigin kitâbesi, içlerinde en az tahribâta uğrayanıdır.

 

Avarlar

Orta Asya'dan göçerek, 560 yılında Macaristan merkez olmak üzere büyük bir devlet kurdular. Bu tarihte Avarların başında Bayan Han bulunuyordu. Bayan Han döneminde Franklar yenilgiye uğratıldı. Bizans topraklarına girilerek Sırbistan ve Makedonya’daki sınır kaleleri ele geçirildi. 592 yılında Konstantinopolis (bugünkü İstanbul)'i kuşatmak için Çorlu'ya gelen Bayan Han, Bizansta büyük endişeye yol açtı.

Avarlar, 619 ve 626 yılında Konstantinopolis'i iki kez kuşattılar. 2. kuşatmayı Sasanilerle ortaklaşa yapmışlardır.

750 yıllarında zayıflayan devlette, Türk soylu Bulgarlar Balkanlara geldiler ve bugünkü Bulgaristan'ın temelini attılar. 791 yılında Şarlman'ın karşısında başarısız oldular. Tuna havzasını Slavlara kaptırdılar. Avarların bir kısmı hristiyanlığı kabul ederek Slavlaştılar; bir kısmı Bulgarlara katıldılar. Bir kısmıda diğer Türk boylarını içine karıştılar. Bir kısmıda Bizanslılar tarafından askeri amaçla alındılar.

 

600'lerde Türk Dünyası

  • Avrupa'da: Avarlar
  • Kafkasya ve Karadeniz'de: Hazar Kağanlığı
  • Kazan'da:Büyük Bulgarya ve İtil Bulgarları.
  • Orta Asya'da: Çin hakimiyeti.

 

700'lerde Türk Dünyası

  • Avrupa'da: Avarlar ve Tuna Bulgarları.
  • Kafkasya ve Karadeniz'de: Hazar Kağanlığı
  • Kazan'da:İtil Bulgarları.
  • Orta Asya'da: 2. Göktürk Dönemi ve Batı Türkistan'da Türgişler sonra Karluklar.

 

Talas Savaşı

Talas Savaşı, 751 yılında bugünkü Kırgızistan sınırları civarında Araplarla Çinliler arasında yapılan savaş. Parçalanan Türkeşlerin “Kara Türkeşler” gurubu 742 de Çinlilerin desteğiyle Tumoça komutasında bağımsızlıklarını korudular. Taşkent (Keş)’teki bu Kara Türkeşlerin sonraki hükümdarı Bahadır Tudun, Çinli komutan Kao Siyen Çe (ya da Gao Hsien-çı) tarafından öldürüldü (751). Bütün mallarına el konuldu. Şehir yağma edildi. Çinli komutan hükümdara söz verdiği halde, onu komplo ile ve onursuzca öldürtmüştü. Bu olaydan sonra kaçmayı başaran hükümdarın oğlu, Karluk Türklerinden ve Araplardan yardım istedi. Türklerin yardım istediği sırada Horasan valisi olan Ebu Müslim, Arap liderleri gibi düşünmedi ve komutanı Ziya bin Salih’i gönderdi. Karluk Türkleri (Karahanlılar Devleti’ni kuran ana boydur) ise zaten Çinlilere düşmandı. II. Göktürk Devleti’nin yıkılmasıyla bağımsızlıklarına kavuşmuşlardı. Onlar da olumlu cevap verdiler. Böylece 751’de birleşen kuvvetler, Talas nehri kıyılarında Çin ordusunu ezdiler. Çinlilerin yok olurcasına yenilmelerinde Karluk ve Yağma Türklerinin Çin ordusunun arkasına sarkmaları ve onları iki ateş arasında bırakmaları etkili oldu. Bu olaydan sonra, Türkler müslümanlıkla tanışmaya başladı.

 

800'lerde Türk Dünyası

  • Avrupa'da: Peçenek Hanlığı, Uz Hanlığı, Tuna Bulgarları (874'de Slavlaştı)
  • Kafkasya ve Karadeniz'de: Hazar Kağanlığı
  • Kazan'da:İtil Bulgarları
  • Orta Asya'da: Doğu'da Uygurlar ve Batı Türkistan'da Karluklar.Sibirya'da Kimekler.
  • Mısır'da: Tolunoğulları.

 

900'lerde Türk Dünyası

  • Avrupa'da: Peçenek Hanlığı, Uz Hanlığı, Kıpçak Hanlığı, Macar Devleti. (955'de Slavlaştı)
  • Kafkasya ve Karadeniz'de: Hazar Kağanlığı
  • Kazan'da:İtil Bulgarları
  • Orta Asya'da: Doğu'da Kırgızlar ve Kansu Uygurları, Turfan Uygurları; Batı Türkistan'da Karahanlılar; Çin sınırında Şato Türk devletleri.
  • Afganistan ve İran'da: Gazneliler.
  • Mısır'da: Akşitler.

 

Karahanlılar

Ana madde: Karahanlılar Devleti
Kaşgarlı Mahmut
 
Kaşgarlı Mahmut

Karahanlılar İmparatorluğu, 840 - 1212 yılları arasında Orta Asya ve günümüz Çin toprakları üzerinde hüküm sürmüş Türk devletidir. Karahanlılar Devleti, Karluk, Çiğil, Yağma ve diğer Türk boylarından oluşmuştur. Devlet, 840 yılında Uygur Devleti'nin, Kırgızlar tarafından yıkılmasıyla Bilge Kül kadir han tarafından kurulmuştur. 893 yılında Kaşgar devletin başkenti olmuştur. 10. yüzyıl sonlarında Oğulçak Kadır Han'ın yeğeni Saltuk'un (Saltuk Buğra Han) savaş halinde bulundukları Samani sığınmacıların etkisi ile İslam'ı kabul etmesi devletin tarihinde yeni bir sayfa açmıştır. İslam'ı kabulunden sonra Abdülkerim adını alan Saltuk Han, devletin sürekli savaş halinde olduğu Samaniler'den de aldığı destek ile amcasına karşı mücadele ederek devletin yönetimini ele geçirmiştir. İslamiyet'i devlet dini olarak benimseyen Satuk Han döneminde Karahanlı Devleti'nin tamamına yakın bir bölümü bu dine geçmiştir. Karahanlı Devleti ilk Müslüman Türk devleti olmuştur. Halife Nasr Bin Ali döneminde Abbasiler Karahanlıları Müslüman ülkesi olarak tanımıştır. Samanoğulları ile itilafta olan Karahanlılar, Gaznelileri destekleyerek Samanoğulları Devleti'ni yıkmıştır. Gazneliler ile Ceyhun nehri sınır olarak belirlenmiştir.

Yusuf Has Hacib'in Kutadgu Bilig, Kaşgarlı Mahmut'un Divanü Lügati't-Türk, İmam-ı Ebü'l-Fütuh Abdülgafur'un Tarih-i Kaşgar adlı çalışmaları bu dönemin en önemli yapıtlarıdır.

 

Gazneliler

Ana madde: Gazneliler Devleti

Gazne Devleti 963-1186 yılları arasında hüküm süren, İran'ın kuzeyinde, Horasan'da kurulmuş Türk devleti.Samani Devleti'nin önemli şahsiyetlerinden Horasan kumandanı Alp Tigin (Alptegin), 961'de Vezir Ali Muhammed Bel'ami ile birleşerek kendi adayını zorla Samani tahtına oturtmak istediğinde başarısızlığa uğrar. Böylelikle Gazne Devleti'nin temeli atılmış olur. Gazneliler Devleti sadece Alptegin'in beraberinde getirdiği Türk askerlerine dayanmaktadır. Gazneli Mahmut'un oğlu olan 1. Mesut'un tahta gelmesiyle hanedanlık geriler. Dandanakan Savaşı'yla da Selçuklular ülkenin büyük bir bölümünü ele geçirirler.Gazneli Mahmut Abbasi halifesini Şii Büveyhoğullarına karşı korumuş; halife, Gazneli Mahmuda Sultan unvanını vermiştir. Bu tarihten sonra Türkler, Sünni İslamiyetin savunucusu konumuna gelmişlerdir. Sultan unvanını kullanan ilk Türk hükümdarıdır. Selçuklular'ın büyük güç olacağını önceden sezmiş, Aslan Yabguyu esir alarak bunu engellemeye çalışmıştır. Gazneli Mahmud döneminde askeri alanda önemli bir yenilik olarak filler orduda kullanılmaya başlanmıştır.

1040 Dandanakan savaşı sonunda ağır yenilgi alan Gazneliler Devleti 1187 yılında Afganlar tarafından yıkılmıştır. Tarihçilere göre Gazneliler Türklerin kurduğu çok uluslu devletlerin ilkidir. Devletin çökmesinde bu çok uluslu yapı da önemli rol oynamıştır.

 

1000'lerde Türk Dünyası

  • Avrupa'da: Peçenek Hanlığı, Kıpçak Hanlığı
  • Kazan'da:İtil Bulgarları
  • Orta Asya'da: Kırgızlar ve Batı Türkistan'da Batı ve Doğu Karahanlılar; Uygur beylikleri; Hazar Denizi doğusunda Oğuz Yabgu Devleti ve 1040'da Selçuklular.
  • Afganistan ve İran'da: Gazneliler.
  • Anadolu'da:Selçuklular'a bağlı uç beylikleri.

 

Selçuklular

Ana madde: Büyük Selçuklu Devleti
Büyük Selçuklu Devleti
 
Büyük Selçuklu Devleti

Büyük Selçuklu Devleti, Selçuklular hanedanının kurduğu ilk devlettir. Selçuklular tarafından kurulan diğer devletler ise, Kirman Selçuklu Devleti, Irak Selçuklu Devleti, Suriye Selçuklu Devleti ve Anadolu Selçuklu Devleti'dir. 1038-1157 arasında hüküm süren Büyük Selçuklular, en güçlü oldukları dönemde Harezm, Horasan, İran, Irak, Suriye, Arap Yarımadası ve Doğu Anadolu'ya egemen olmuş Türk devletidir.

Selçuklu hanedanına adını veren Selçuk Bey'in lideri (yabgu) olduğu Kınık boyu, Oğuz boylarından biriydi. Kınıklar, 10. yüzyılda öbür Oğuz boylarıyla birlikte Orta Asya’da yaşıyorlardı. Selçuk Bey’in önderliğinde, 10. yüzyılın ikinci yarısında göç ederek Cend bölgesine yerleştiler ve İslam dinini benimsediler. Bu göçebe topluluk, Karahanlılara ve Samanilere savaşlarda asker vererek karşılığında geniş otlaklar elde ettiler. Selçuk Bey'in 1009'da ölümünden sonra daha da güneye indiler.

Selçuk Bey'in oğlu Arslan Bey'in yönetiminde, Karahanlıları ve Gaznelileri endişelendirecek kadar güçlendiler. Arslan Bey'in Gaznelilerce tutuklanması ve 1032'de ölmesinden sonra, Selçuk Bey'in torunları Tuğrul Bey ve Çağrı Bey bağımsızlıklarını elde etmeye giriştiler. 1035'te büyük bir Gazneli ordusunu yenerek Horasan içlerine doğru ilerlediler. 1037'de de, bugünkü Türkmenistan’da yer alan Merv kentini ele geçirdiler. 1038'de Gaznelileri ikinci kez yendiler ve Nişabur kentine girerek bağımsızlıklarını ilan ettiler. Tuğrul Bey sultan sanıyla hükümdar ilan edildi ve Büyük Selçuklu Devleti de böylece kurulmuş oldu.

Selçuklu Medeniyeti

Büyük Selçuklu Devleti’nin örgütlenme biçimi, kendisinden önceki İslam devletlerine benziyordu. Hint-İran devlet anlayışını yansıtan bu örgütlenmede, eski Türk devlet geleneğinin de belirgin etkisi vardı. Eski Türk devlet geleneğinde olduğu gibi, Büyük Selçuklu Devleti’nde de ülke toprakları hanedanın ortak malı sayılıyordu. Bundan dolayı Büyük Selçuklu toprakları eyaletlere bölünmüştü. Eyaletlerin yönetimi de melik olarak adlandırılan hanedanın erkek üyelerine bırakılmıştı. Tuğrul Bey'den önce boy başkanına Oğuz geleneğine göre yabgu deniyordu. İslam dininin benimsenmesinden sonra, hükümdarlar İslam devletlerindeki geleneğe uyarak sultan unvanını kullandılar. Başkentte oturan sultan, devletin mutlak egemeniydi. Bütün atamalar ve toprak dağıtımı sultanın buyruğuyla yapılıyordu. Ayrıca sultan yüksek yargı kurullarına da başkanlık ediyordu. Hükümdarların "danışman"ı konumundaki kişiler yönetimde önemli rol oynuyorlardı. Alp Arslan döneminde bu göreve getirilen Nizamülmülk, İslam geleneği uyarınca vezir unvanı aldı ve devlet yönetiminde köklü değişiklikler yaptı. Nizamülmülk, devlet yönetimine ilişkin anlayışını Siyasetname adlı kitabında da anlatmıştır. Büyük Selçuklu Devleti’nde devlet işleri "Divanı Âlâ " adı verilen bir kurulda görüşülür ve karara bağlanırdı. Ayrıca maliye, askerlik ve adalet işleriyle uğraşan başka divanlar da vardı. Meliklerin yönetimindeki eyaletlerde de büyük ölçüde merkezdeki örgütlenme örnek alınmıştı. Toprak yönetimi ve ordu Büyük Selçuklu ülkesinde tarım yapılan topraklar ikta denen bölümlere ayrılmıştı ve iktalar hizmet karşılığında belirli süre için ileri gelenlere veriliyordu. Bu usulle verilen topraklar has, ikta ve haraci olarak üçe ayrılıyordu. Has toprakların geliri doğrudan sultan ailesine veriliyordu. Alp Arslan dönemine kadar beylere bağlı göçebe Türkmenlerden oluşan ordu Nizamülmülk tarafından yeniden yapılandırıldı. Nizamülmülk, aylıklı askerlerden oluşan sürekli bir ordu kurdu. Bu aylıklı askerlere "gulam" deniyordu ve bunlar temel olarak başkentte iktidarı korumakla görevliydi. Savaş sırasında asıl ordu ise ikta sahiplerinin yönetimindeki atlı askerlerden oluşurdu. Toplumsal ve ekonomik yaşam Büyük Selçuklu Devleti'ndeki Oğuz boyları ve başka bazı topluluklar göçebeydiler. Oğuz boylarının başında bir bey bulunuyordu. Bu göçebe topluluklar geçimlerini hayvancılıkla sağlıyorlardı ve otlak bulmak için de mevsimlere göre yer değiştiriyorlardı. Devlet göçebe topluluklardan otlak vergisi alıyordu. Yerleşik nüfus ise çiftçilik, zanaatçılık ve ticaretle uğraşıyordu. Kentlerdeki tüccar ve esnaf, işkollarına göre loncalar biçiminde örgütlenmişti. Merkezi devlette görevli memurlar ile sürekli ordudaki askerler maaş alıyorlardı. Büyük Selçuklular ticaretin gelişmesini destekliyor ve kervan yollarının güvenliğini sağlıyorlardı. Bu dönemde en önemli uluslararası ticaret, Uzakdoğu'dan Avrupa'ya kadar uzanan İpek Yolu ve Baharat Yolu aracılığıyla gerçekleşiyordu. Tarımın gelişmesi için sulama kanalları vardı. Yün, pamuk, ipek dokumacılığı çok gelişmişti. Büyük Selçuklu Devleti’nde öğrencilerin, yolcuların ve yoksul halkın doyurulduğu sosyal yardım kurumu olan imarethaneler vardı. Devletin yönetici-memur kadroları, Nizamülmülk’ün kuruluşuna öncülük ettiği Nizamiye medreselerinde yetiştiriliyordu. Büyük Selçuklular, kendilerinden önce var olan medreselerde öğretimi sürdürdüler, ama bununla yetinmediler. Vezir Nizamülmülk’ün öncülüğünde ve onun adanı taşıyan yeni medreseler kurdular. Nizamiye medreselerinin ilki 1067’de Bağdat'ta açıldı. Daha sonra Isfahan, Rey, Merv(selçukluların başkenti), Belh, Herat, Basra, Musul gibi kentlerde yeni Nizamiye medreseleri kuruldu. Medrese sisteminde programlı ve belli bir yönteme dayanan eğitim ilk kez bu medreselerde verildi. Medreselerde din konularının yanı sıra matematik, felsefe, dil ve edebiyat gibi dersler de okutuluyordu ve medreselerde zengin kitaplıklar vardı. Medreselerin dışında da ülkenin çeşitli yerlerinde kurulmuş kitaplıklar bulunuyordu. Melikşah döneminde önce Isfahan'da, sonra Bağdat'ta birer gözlemevi kuruldu. Büyük Selçuklular Arapça'yı din ve bilim dili, Farsça'yı edebiyat ve devlet dili, Türkçe'yi ise saray ve orduda günlük konuşma dili olarak kullanıyorlardı.

Büyük Selçuklular, var olan kentleri bayındır hale getirirken yeni kentler de kurdular. Ülkenin pek çok yerinde yeni kurumlar ve yapılar inşa ettiler. Bunlar cami, medrese, kervansaray, hastane, köprü, çeşme, imaret, han, hamam, türbe ve kümbet gibi yapılardı. Büyük Selçuklular, ince ve uzun minarelerle cami mimarisine yeni bir anlayış getirdiler. Isfahan'daki Mescid-i Cuma bu anlayışla yapılmış en eski örnektir. Büyük Selçuklu anıtmezarları olan kümbetler de yaygın mimari yapılardır. Kümbetler içten kubbe, dıştan ise piramit ya da konik bir çatıyla örtülüyordu. Dört köşeli, çok köşeli ya da yuvarlak formdaki Büyük Selçuklu kümbetleri genellikle iki katlı olarak yapılıyordu. Bu kümbetlerin alt kat mezar, üst kat ise mescit olarak kullanılıyordu. Büyük Selçuklu sanatında hat (yazı), minyatür, ahşap ve taş oymacılığı, çinicilik, maden işleme, cilt ve çeşitli süsleme sanatları da gelişmişti.

 

1071 Malazgirt Savaşı ve Anadolu'nun Fethi

Malazgirt Savaşı 26 Ağustos 1071 tarihinde Alp Arslan tarafından yönetilen Selçuklular ile Bizans İmparatorluğu arasında gerçekleşmiş, Bizans İmparatorluğu'nun yenilgisi ve İmparator 4. Romen Diyojen'in esir düşmesiyle sona ermiştir.

Yenilgiye rağmen, Bizanslılar'ın kayıpları göreceli olarak düşüktü. Ducas hiç kayıp vermeden kaçmıştı ve Diyojen'e karşı bir darbe girişiminde bulunmak için İstanbul'a hızla geri dönmüştü. Bryennius da kanadının bozguna uğramasına rağmen az adam kaybetmişti. Gece karanlığına kadar savaş olmadığı için, Alp Arslan kaçan Bizans ordusunun arkasından gitmedi, ki Bizans ordusunun çoğunu bu karar kurtardı. Öyle ki, Türkler Malazgirt'i bu noktada ele geçirmedi bile. Bizans ordusu yeniden gruplaştı ve Diyojen bir hafta sonrasında serbest bırakıldığında imparatorla Tosya'da birleştiler. Görünüşe bakılırsa en önemli kayıp imparatorun lüks arabası olmuştu.

Yıllar ve asırlar sonra, Malazgirt'in Bizans İmparatorluğu için bir felaket olduğu düşünülmeye başlandı ve sonraki kaynaklar savaştaki asker sayılarını ve kayıpları abartılı bir şekilde göstermeye başladılar. Bizans tarihçileri sık sık geriye bakıp o günkü 'felaket' için yas tutar, imparatorluğun çöküşünün başlangıcı olarak Malazgirt Savaşı'nı gösterirlerdi. Halbuki, savaş, askeri açıdan, hemen gerçekleşen bir felaket değildi; çoğu birlik sağ kalmıştı ve birkaç ay içinde Balkanlar'da veya Anadolu'da savaşlara gönderilmişlerdi. Öte yandan, Bizanslılar'ın yenilgisi Selçuklular'a Bizanslılar'ın yenilemez ve ele geçirilemez olmadıklarını göstermişti. Andronicus Dukas'ın darbesi de imparatorluğu politik dengesizliğe sürüklemişti ve savaş sonrasında başlayan Türk göçlerine karşı direnişi organize etmek zorlaşmıştı.

Birkaç yıl içinde neredeyse tüm Anadolu, Selçuklular tarafından ele geçirildi. 1075'de Selçuklu hanedanından Kutalmışoğlu Süleyman Şah İznik'i alarak başkent yapmış, 1081'de Çaka Bey'in müstakil kuvvetleri İzmir'i alarak ve hemen bir donanma inşa ederek, Ege Denizi'nde ve Çanakkale Boğazı'nda Bizans İmparatorluğu'nu tehdit etmeye başlamışlardı. Bu ilk Türk ilerleyişi 1095'teki Haçlı Seferi'ne kadar sürdü. Haçlı orduları karşısında Türkler Orta Anadolu'ya çekilerek Anadolu Selçuklu Devleti'ni kurdular ve Batı Anadolu Anadolu Beylikleri dönemine kadar sürecek şekilde yeniden Bizans denetimine geçti.

Tarihçiler Bizanslılar'ın çöküşünün bu savaş sonrasında başladığı konusunda hemfikirdirler. Türkler için ise Malazgirt Savaşı 'Türkler'e Anadolu kapılarını açan savaş' olarak tarihe geçmiştir. Ayrıca Malazgirt Savaşı Haçlı Seferleri'nin temel nedenlerinden biri olarak görülür. Batı, Bizanslılar'ın doğudaki hristiyanlığı artık koruyamadığını bu savaş sonrasında anlamıştır.

Bu savaş Türkler'in Anadolu'da yaşayış sürecini başlatmıştır.

 

Anadolu'nun Türkleşmesi

Alp Arslan Anadoluyu fethetmekle görevlendirdiği Türkmen beylerine, ele geçirdikleri yerleri yurt olarak verdi. Bu beyliklerin çoğu da Alp Arslan'ın ordusunda görev almış bu Türkmen beylerince kuruldu. Bu beylikler, Büyük Selçuklu Devleti’ne bağlıydı, ama bağımsız yönetiliyordu. 13. yüzyılda Anadolu'nun büyük bölümüne egemen olan Anadolu Selçukluları bu beyliklerle zaman zaman çatışmış, birçoğunun topraklarını ele geçirmiştir. Bu beyliklerden Anadolu tarihine yön veren Artuklular, Danişmendliler ve Saltuklular ayrıca önem arz eder.

Artuklular

Artuklular, Oğuzların komutanlarından olan Artuk Bey'in oğullarınca kuruldu. 1101'de Anadolu'nun güneydoğusundaki Hısn Keyfa (bugünkü Hasankeyf), Mardin ve Harput yöresinde üç ayrı beylik halinde varlığını sürdürdü. Hısn Keyfa Artukluları, 1232'de Eyyubiler tarafından ortadan kaldırıldı. Mardin Artukluları 1409'da Karakoyunlular tarafından yıkıldı. Harput Artukluları, Harput ve çevresinde kuruldu. Yaklaşık 50 yıl varlığını sürdüren bu beylik, 1234'te Anadolu Selçukluları tarafından ortadan kaldırıldı. Artuklular özellikle Mardin, Diyarbakır, Silvan ve Hasankeyf'te mimari açıdan önemli camiler, medreseler ve köprüler yaptırmışlardır.

Danişmendliler

Danişmend Gazi olarak anılan Gümüştigin Ahmed Gazi, 1071’deki Malazgirt Savaşı'nın ardından Anadolu içlerine ilerleyerek Amasya, Tokat, Sivas, Niksar, Malatya ve Yozgat'ı ele geçirdi. Aynı yıl bu bölgede beyliğini kurdu. 1105’te ölen Danişmend Gazi’nin yerine oğlu Emir Gazi geçti. Emir Gazi, Ankara ve Kayseri’yi de alarak devletin sınırlarını genişletti. 1107'de I. Kılıç Arslan'ın ölümünden sonra Anadolu Selçuklu Devleti’ndeki taht mücadelesinde damadı I. Mesud’u destekledi. I. Mesud'un tahta geçmesinden sonra uzun süre Anadolu Selçukluları üzerinde etkili oldu. 1142’de Melik Muhammed'in ölümünden sonra başlayan taht kavgaları Danişmendlileri zayıflattı. Nizameddin Yağıbasan Sivas’ta, Aynüddevle Elbistan ve Malatya’da, Zünnun da Kayseri’de egemenliklerini ilan ettiler. Danişmendlilerin parçalanmasından yararlanan Anadolu Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan, Danişmendli topraklarını yavaş yavaş ele geçirdi. Sonunda Malatya’yı da alarak 1175'te Danişmendlileri tamamen ortadan kaldırdı.

Danişmendliler, Tokat, Malatya, Sivas ve Kayseri'yi değerli yapılarla zenginleştirdiler. Anadolu'nun Türkleşmesinde ve bu topraklarda İslam dininin yayılmasında önemli rol oynadılar. Danişmend Gazi'nin yaşamı ve Anadolu'nun fethinde gösterdiği kahramanlıkları “Danişmendname” adlı destanın konusunu oluşturur.

Saltuklular

Saltuklu Beyliği, Alp Arslan’ın komutanlarından Emir Saltuk’un fethettiği Erzurum ve çevresinde kuruldu. Emir Saltuk’un oğlu Ebu’l-Kasım, Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurucusu Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın fetihlerine katıldı. 1092'de bağımsız bir devlet haline gelen Saltuklular, Kuzeydoğu Anadolu'daki Kars, Bayburt, Oltu, Tortum, İspir ve Tercan yöresine egemen oldular. Beyliğin merkezi Erzurum’du. Saltuklular Trabzon İmparatorluğu'na ve Gürcülere karşı savaştılar. Ne var ki II. Saltuk, 1153’te Gürcülere tutsak düştü. Saltuklular daha sonra da Doğu Anadolu’da Gürcüler karşısında varlık gösteremediler. Bu tehdit karşısında Anadolu Selçuklu Sultanı II. Süleyman Şah, 1202’de Erzurum’u alarak Saltuklu Devleti’ne son verdi. Saltuklular döneminde komşu ülkelerden gelen tüccarların uğrak yeri olan Erzurum ekonomik yönden gelişti. Saltuklular bu kentte ve başka yerlerde camiler, kaleler ve kümbetler yaptırdılar.

 

1100'lerde Türk Dünyası

  • Avrupa'da: Kıpçak Hanlığı
  • Kazan'da:İtil Bulgarları
  • Orta Asya'da: Kırgızlar ve Batı Türkistan'da Batı ve Doğu Karahanlılar; Uygur beylikleri.
  • Selçuklu Devletleri:Irak, Kirman, Suriye, Horasan ve Anadolu Selçuklular; Azerbaycan-İran-Kerkük-Şam Atabeylikleri.
  • Batı Türkistan ve İran'da: Harzemşahlar.
  • Anadolu'da:İlk Anadolu Beylikleri ve Anadolu Selçuklu Devleti.
  • Mısır'da:Eyyubiler

 

Anadolu Selçuklu Devleti

Ana madde: Türkiye Selçuklu Devleti

Bizans'ın sınır komşusu olan Süleyman Şah bir süre sonra bu devletin içişlerine karışmaya başladı. 1078'de büyük Selçuklu Sultanı Melikşah, Anadolu’da ayrı bir devlet kuran I. Süleyman Şah’ın güçlenmesinden kaygı duymaya başladı. 1078'de ordusunu Süleyman Şah'ın üzerine gönderdi beklediği zaferi kazanamadı. Süleyman Şah, Bizans'taki taht kavgalarından yararlanarak sınırlarını genişletmeyi bırakmak zorunda kaldı. Daha sonra I. Süleyman Şah 1082'de Adana ve Tarsus kentleriyle birlikte bütün Kilikya topraklarına sahip oldu. 1084'te de Antakya'yı ele geçirdi. Ardından Büyük Selçuklu İznik’te Ebu'l-Kasım'ı bırakmıştı. Melikşah, Süleyman Şah'ın ölümünden sonra İznik üzerine yeni bir ordu gönderdi. Ebu'l-Kasım, Bizans’tan destek alarak Büyük Selçukluyu geri çekilmek zorunda bıraktı ve böylece Anadolu Selçuklu tahtını korudu.

Anadolu Selçuklu Medeniyeti


Anadolu Selçuklularında devlet toprakları hanedanın ortak mülküydü. Sultan ülke topraklarını oğulları arasında paylaştırıyordu ve şehzadeler yönetimleri altındaki bölgelerde yarı bağımsız hareket ediyorlardı. Bu, Anadolu Selçuklu Devleti’ndeki taht kavgalarının ve şehzadelerin ayaklanmalarının önemli nedenlerinden biriydi. I. Gıyaseddin Keyhüsrev bu geleneğe son verdi ve merkezi yapıyı güçlendirdi. Sultan unvanıyla anılan Anadolu Selçuklu hükümdarları devletin ve ordunun başıydı. Merkezi devlet işleri Divan-ı Âli (Büyük Divan) adı verilen bir kurulda görüşülür ve karar bağlanırdı. Bu kurula vezirler başkanlık ederdi. Vezirden sonraki en yüksek devlet görevi, Niyabet-i saltanatlık makamıydı. Bu makama atanan saltanat naibi, yokluğunda sultana vekâlet ederdi. Öbür yüksek devlet görevlilerinden müstevfi, maliye işlerini yürütürdü. Pervane, divanın yaptığı atamalara ve dirliklerin (iktaların) dağıtım işlerine bakardı. Yazışmaları tuğracı yürütür, hukuk işlerine emir-i dâd bakar ve askerlik işleriyle beylerbeyi ilgilenirdi. Askeri davalara ise Kadı-i leşker bakardı. Anadolu Selçukluları'nda devletin malı olan topraklar üçe ayrılırdı. Bunlara dirlik, vakıf ve mülk denirdi. Selçuklu ordusu asıl olarak, beylerinin komutasında savaşa katılan Türkmenlere dayanıyordu. Anadolu Selçukluları döneminde ülkenin hemen her yerinde imarethaneler vardı. Buralarda yoksul halka, öğrencilere ve yolculara parasız yemek verilirdi. Başlıca eğitim kurumları medreselerdi. Başta Konya, Sivas, Tokat ve Amasya olmak üzere birçok kentte medreseler kurulmuştu. Darüşşifa denen hastaneler daha çok Divriği, Sivas, Tokat, Amasya, Kayseri, Konya ve Kastamonu gibi kent merkezlerinde yoğunlaşmıştı. Kent ve kasabaları birbirine bağlayan yollar üzerinde han ve kervansaray denen konaklama yerleri vardı. Ulaşım ve ticaretin gelişmesine bağlı olarak bu tür konaklama yerlerin sayısı gittikçe arttı. Bu kurumların giderleri vakıflarca karşılanırdı.Anadolu Selçukluları ticarete ve yol güvenliğine büyük önem verdiler. Kervan yollarının güvenliğinin sağlanmasına bağlı olarak Anadolu'da ticaret büyük ölçüde gelişti. Karadeniz ve Akdeniz'deki limanlar önemli birer dış ticaret merkezi durumuna geldi. Anadolu Selçukluları Devleti’nde edebiyat ve düşüncede büyük gelişmeler oldu. Necmeddin İshak, Muhiddin Arabi, Sadreddin Konevi, Mevlana Celaleddin Rumi gibi bilgin ve yazarlar yetişti.Anadolu Selçukluları ülkenin pek çok yerinde cami, han, kervansaray, imaret, köprü, çeşme ve medreseler yaptırdılar. Beyşehir'deki Eşrefoğlu Camisi (1296), Anadolu Selçuklu mimarisinin özelliklerini taşıyan en önemli örneklerden biridir. Ağaç direkler üzerine kurulan, içi çini mozaik ve ağaç oyma işleriyle süslenen tip camilerin başka örnekleri de vardır.

Anadolu Selçuklu mimarisinin günümüze kalan en önemli örnekleri arasında, Konya ve Niğde'deki Alaeddin Camileri, Ankara'daki Aslanhane Camisi, Kayseri'deki Huand Hatun Camisi ve Külliyesi, Afyonkarahisar'daki Ulucami, Erzurum'daki Çifte Minareli Medrese, Sivas'taki Gök Medrese, Buruciye Medresesi ve Çifte Minareli Medrese, Kırşehir'deki Melik Gazi Kümbeti,Tercan'daki Mama Hatun Türbesi, Ahlat'taki Ulu Kümbet ve Çifte Kümbetler ile Nevşehir İl sınırı içerisinde bulunan pek çok cami (Tuzköy camii, Kızılkaya camii) ve diğer yapılar (Nevşehir Kalesi v.b.) gösterilebilir.

 

Harzemşahlar

Ana madde: Harzemşahlar Devleti

Büyük Selçukluların varisi olan Harzemşahlar, Batı Türkistan, İran ve Anadolu'da büyük bir devlet kurmaya hazırlanırken Moğol istilasına uğradı. Harzem bölgesinde Selçuklu devletine bağlı olarak merkezden atanan valilerle yönetilen bu eyalet Anuş Tekin zamanında serbest yaşamaya başlamışlardır. 1128’de Harzem valisi olarak atanan Atsız döneminde yarı bağımsızlık kazanmıştır. 1141 Katvan Savaşında Selçukluların ağır yenilgi almasıyla tamamen bağımsız kalma fırsatı doğmasına rağmen Oğuz soylu oldukları için Sencere bağlı kalmayı tercih etmişlerdir. Alaaddin Tekiş dönemi her bakımdan en parlak olduğu dönemdir. Bu dönemde Irak, Azerbaycan, Karadenizin kuzeyi, Horasan ve Doğu Türkistan’ın bir bölümü ele geçirilmiştir. Alaaddin Tekiş kendisini Selçukluların devamı ve varisi olarak görmüş ve “Sencer” unvanını kullanmıştır. Abbasilerle iyi ilişkiler kurmuş; Batinilere karşı halifeyi savunmuşlardır.Bir Moğol ticaret kervanının Harzemşah valisi İnalcık tarafından yağmalanması ve geri kalanlarının da sakallarının yakılıp geri gönderilmesi yüzünden Moğollarla ilişkiler bozulmuştur; bu olay tarihe OTRAR FACİASI olarak geçmiştir. Bu olayın özelliği; Türkler Moğolları üzerlerine çekmiş; Türk Dünyası üzerinde Moğol tehlikesinin başlamasına neden olmuştur. 1220’de başlayan Moğol istilası Harzem devletinin sonunu hazırlamıştır.Moğollardan kaçan bir kısım halk ve Harzem soyluları Anadolu’ya sığınmak istemişler fakat nedense Anadolu Selçukluları 1230 Yassı Çemen savaşında Harzem hükümdarlığını yok etmiştir. Tarihçiler arasında, barış sağlansaydı Moğol istilasına karşı güçlü bir Türk Dünyası doğabileceği varsayımı yaygındır.

 

1200'lerde Türk Dünyası

1200'lerde başlayan Moğol istilası
 
1200'lerde başlayan Moğol istilası
  • Kazan'da:Moğol Hakimiyeti
  • Orta Asya'da: Moğol Hakimiyeti.
  • İran'da:Moğol Hakimiyeti.
  • Anadolu'da:Moğol Hakimiyeti ve 2.Dönem Beylikler
  • Mısır'da:Eyyubiler
  • Hindistan'da:Delhi Sultanlığı

 

Eyyubiler

Ana madde: Eyyubiler Devleti

1171’de Fatimilere son veren Selahaddin Eyyubi, Mısırda hutbeyi yeniden Abbasi halifesi adına okutmuş ve Mısırda sünniliği yeniden başlattı. 1174’de kendi adına hutbe okutarak devletin başına geçti. İlk iş olarak Zengiler Atabeyliğini kendi topraklarına bağladı. Suriye, Filistin, Hicaz, Ürdün, Yemen, Güneydoğu Anadoluyu kendine bağladı.

1187 yılında Hittin Savaşında haçlıları yenilgiye uğrattı; tüm dünyada nam salmıştır. Kudüsü haçlılardan geri aldı. 1188 senesinde Selahattin, Antakya Prensliği'ne (Haçlı Kontluğu) karşı sefere çıkmıştır.Bu bölgede birçok kaleyi ele geçirdi. 1189 yılı başlarında Üçüncü Haçlı seferi başladı. Bu sefere daha önce Hittin Savaşına katılan Haçlılardan başka İngiliz, Fransız, Alman ve Sicilya donanmaları ve kara kuvvetleri katıldı. Savaş çok şiddetli geçti. Selahaddin bütün Müslümanlardan yardım istedi fakat çok azı bu yardıma cevap verdi. Artık her iki tarafın askerleri de savaşın bitmesini istiyorlardı. Bunun üzerine anlaşmaya karar verildi. 1 Eylül 1192 tarihinden geçerli olmak üzere 3 yıl 8 ay karada ve denizde geçerli olacak bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşma ile Yafa ile Sur arasındaki dar sahil şeridi Frankların elinde kalıyor, diğer fethedilen yerler müslümanların oluyordu. Sultan Selahaddin, 2 Kasım 1192 günü Dımaşk'a döndü. Bu zaman zarfında Ortadoğu'daki Haçlı varlığının belini kırmış, onu asla eski gücüne kavuşamayacağı hale getirmişti. Böylece Ortadoğu-İslam dünyasının kolay yenilecek bir lokma olmadığını bütün Avrupa'ya göstermişti. Sultan 4 Mart 1193 günü Dımaşk'ta öldü. Ölümü üzerine dört oğlu kendi aralarında mücadeleye başladı. Selahaddin Eyyubi, bütün bu işlerin dışında Haşhaşiler/Batınilik meselesi ile de uğraştı.

Oğulları arasındaki mücadele Mısır'da isyan çıkmasına neden oldu. Abbasilerin yardım amaçlı gönderdiği Memluk askerleri yönetimi ele geçirdi.Bundan sonra İslam Dünyası'nda Memlukler egemen olmaya başladı.



KAYNAK: http://www.sosyalbilgiler.110mb.com/ders_notlari/genel_turk_tarihi.html

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

26/10/2008 - Pramitler

Kategori: Dersler
  • Her biri 20 ton olan taşlardan inşa edilmiştir. Ve bu taşları temin edebilecek en yakın mesafe yüzlerce km. uzaklıktadır.
  • Piramit kimin adıyla yapıldıysa, onun mumyasının bulunduğu odaya, yılda iki kez güneş girmektedir. Doğduğu gün, tahta geçtiği gün.
  • Mumyalarda radyoaktif madde bulunduğundan: mumyaları ilk kez bulan 12 bilim adamı kanserden ölmüştür.
  • Piramitlerin içinde, ultrasound radar, sonar gibi cihazlar çalışmaktadır.
  • Kirletilmiş suyu birkaç gün piramidin içinde bekletirsek, suyu arıtılmış olarak buluruz.
  • Süt, birkaç gün süreyle bozulmadan kalır ve sonunda yoğurt olur.
  • Bitkiler, piramidin içinde daha çabuk büyürler.
  • Piramit içine bırakılan su, 5 hafta süre ile bekletildikten sonra yüz losyonu olarak kullanılabilir.
  • Çöp bidonu içindeki yemek artıkları hiç koku neşretmeden piramit içinde mumyalaşır.
  • Kesik, yanık, sıyrık gibi yaralar büyük bir piramidin içinde daha çabuk iyileşme gösterir.
  • Tubhadan alıntı....

    Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    26/10/2008 - İstanbul'un Fethi

    Kategori: Dersler

    İstanbul'un Fethi, 29 Mayıs 1453'te (Jülyen takvimine göre, Gregoryen takvimi göre 7 Haziran 1453), şehri günlerdir kuşatan Osmanlı ordusunun, şimdi İstanbul olarak bilinen, o zamanki adıyla Konstantinopolis şehrini Sultan II. Mehmed Han'ın komutanlığında fethetmesidir. Bu fetihten sonra Osmanlı Devleti İmparatorluk olmuş, henüz 21 yaşında olan Sultan II. Mehmed, Fatih unvanını da alarak Fatih Sultan Mehmed olarak anılmaya başlanmıştır. Tarihteki en önemli devletlerden olan Doğu Roma İmparatorluğu böylelikle sona ermiştir.



    Sultan II. Mehmet, Theodosius Surları'na ve şehrin su ile çevrili olmayan tek bölgesini batıdan gelebilecek saldırılardan koruyan hendeklere saldırmayı tasarladı. Ordu 6 Nisan 1453'te şehrin doğusuna yerleşti. Toplar haftalarca surları dövdü fakat yeterli gedik açamadı. Topların yeniden doldurulmaları zaman aldığı için, her atıştan sonra Bizanslılar hasarın çoğunu tamir edebiliyorlardı.

    Daha sonra, yeraltı tünelleri yapıp surların altını kazarak yarma yolunu denediler. Kazıcıların çoğu, Sırp Despot'u tarafından Nvo Brdo'dan gönderilen Sırplardı ve Zağnos Paşa'nın emri altındaydılar. Lakin Bizanslılar, Johannes Grant adında, Alman olduğu söylense de muhtemelen İskoç olan bir mühendisi görevlendirdiler. Johannes karşı tüneller kazdırdı ve Bizans birlikleri tünellere girip Osmanlı işçilerini öldürdüler. Diğer tüneller de suyla dolduruldu. Son olarak Bizanslılar önemli bir mühendisi esir alıp işkence yaparak, sonradan yıkılan tünellerin hepsinin yerini öğrendiler.

    Sultan II. Mehmet, şehrin ödemeyeceğini bildiği çok büyük vergi karşılığında ablukayı kaldırmayı önerdi. Bu da geri çevrilince, Bizanslı askerlerin kendi birlikleri tükenmeden önce bitkin düşeceğini bilerek saf güçle duvarları alt etmeyi tasarladı.

    29 Mayıs sabahı saldırı başladı. Hücumun ilk dalgasını, mümkün olabildiği kadar çok Bizans askerini öldürmeye niyetli acemi askerler olan azaplar oluşturuyordu. Ayrıca Haliç'ten de baskı uygulayabilmek için gece yağlı kütükler üzerinde karadan Haliç'e taşınan gemiler, o sabah Bizans askerlerine karşı bir sürpriz unsuru olmuştu. Anadolululardan oluşan ikinci dalga, şehrin kuzeydoğusundaki, topla kısmen hasar almış Blachernae Surları'nın (okunuşu: blakernai ) bir bölümüne odaklanmıştı. Uzun süren bu çarpışmalar sonucunda Ulubatlı Hasan adındaki bir yeniçeri, surlara Osmanlı sancağını dikmiş, bununla ateşlenen Osmanlı ordusu 29 Mayıs 1453'te İstanbul'un surlarını aşmıştı.

    Ancak savaş henüz bitmemişti. Hayatta kalan Bizans askerleri, Osmanlı askerleriyle sokak aralarında çarpışıyorlardı. Kısa süren bu çatışmalardan sonra Bizans ordusu yenilmiş ve Sultan II. Mehmet önderliğindeki Osmanlı ordusu İstanbul'a tamamen hâkim olmuştu.





    Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0stanbul'un_fethi

    Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    25/10/2008 - Blog Şablonu-Dersler

    Kategori: Dersler

    Ben artık blog şablonu yapmıyorum.  Çok uğraştırıyor. İsteyenler olursa maalesef yapamam... Tutkum türkçe2 arkadaşım özür dilerim, mervekaya1 a, ama artık yapmayacağım. özür dilerim. Artık yapmayacağım. Zor oluyor... Lütfen bana kızmayın. Hepinizi çok seviyorum. Of arkadaşlar offf...

    Bir sürü sınav var. Perşembe deneme sınavı, Cuma dergi sınavı vs.... Bana 0 yanlış yapmam için  dua eder misiniz?

    Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    <- :: Sonraki Sayfa/Next Page ->

    <--Benim Hakkımda-->

    Merhaba arkadaşlar ben Ayşemüge. Ashley koliğim. İstek alıyorum. İstek fiyatlarımı istek kategorisinde bulabilirsiniz. Hepinize iyi eğlenceler, lütfen yorum yazın ve yarışmalarıma katılın...

    <--Bağlantılar-->

    Ana Sayfa
    Profilim
    Arşiv
    Floraseray3
    Begümvebilgi
    Şekerkizceren
    Montanaderya

    <--Kategorilerim-->

    <--Dostlarım-->

    anesa
    kanald
    ahsuvera
    iremkiz
    kavakyelleri
    irem877
    corneliawitch
    willwitch
    gruphepsililer
    ahsude
    neslihanmine
    dave96
    dollzgezegeni15
    candydoll
    barbie112
    zirvedeki
    acemicadii
    crazyygirllgizemm
    altinlale
    eystella
    busray
    1prenses
    aceba20
    aynaz98
    ebrukizindunyasi
    bloomekin
    400
    4004
    abecesebo
    00selena
    bilgilerledolu
    elifkiz
    buse1998
    4yuzgrup
    bilgicocuk
    vinxclub
    floraseray
    merhababenbloom
    sihirliannem2
    simgestella
    basakgorpe
    buseflora
    stellaenchantix
    sekerkiz94
    suguney
    senakiz
    nerminnhepsi
    canimstellam
    bloomdilara
    erentugba
    nermineren
    bloomyasemin
    hepsiciceren
    zeynep864
    prenseslericin
    kedidilara
    ilkercelik9
    nerminkiz
    elinagirl
    aysemugekiz
    96hepsi11
    hepsifancemreeren
    zeynepgulinstella
    floraenchantix
    prensesfloracik
    senastella
    gruphepsi47
    merve321
    stellasanem
    cicekliflorawinx
    5perikiz
    aem0707
    kizkiza1
    gizemliwinx1
    winxclubyarismasi
    witchwitch989
    ugurday
    perikiz42
    yardimblogu
    1acemicadi2
    stella159
    hilaryduffinci
    vvvvvvvvv
    fulyastella
    superkizcagla
    elifnur99

    <--Müzik-->